Öyle güzel hir hayal ki bu... Kocaman kırmızı bir bilye kadar güzel. Karnımı bir balon gibi şişirecek kadar heyecanlandırıyor beni. Derslerde, yürürken, otururken, uyumadan önce...Her an aklımda.
Nasıl da isterim o hayatı. Nasıl da isterim o resimlerin için de ben de olmayı... Nasıl da isterim öyle bakmayı, öyle gülmeyi... Öyle giyinmeyi, oralarda olmayı...
Nasıl da farklı benim yolum. Benim kaderim...
Nasıl da isterim şu çemberi kırmayı.
Sisifos misali, o kayadan kurtulmayı.
Olmayacak bir düş bu. Acemi, çocuksu ve hatta gülünç. Ama istiyorum işte.
O kadar çok sevgi var ki ve bir o kadar da büyük bir nefret içinde, kalbim,taşıyamadı kırıldı.
O kadar çok düşündüm ki şu gencecik alnım kırıştı.
O kadar çok üzüldüm ki gamzem kayboldu.
Ve şimdi o kadar çok mutlu olmak istiyorum ki hepsine değsin.
Bir kez olsun, bir kerecik, çok mutlu olacak-mışım gibi olup çakılmıyım yere.
Ama imkansız işte. Gözlerimi dolduracak kadar imkansız. Düşündükçe bile beni mutlu etmeye yarayan şey gerçekliğe döndüğümde beni paramparça ediyor.
İmkansızı istemek, ne kadar da zor!
7 Kasım 2015 Cumartesi
14 Ağustos 2015 Cuma
Neden?
Çok mutsuzum blog. Az önce çok kötü bir haber aldım. Hıçkıra hıçkıra ağlamak geliyor içimden, isyan etmek...
Ama resmen çöktüm. Oturdum kaldım öylece. Nasıl bir bezginlik var içimde,nasıl kavruluyorum.
Gözkapaklarım ne kadar ağırlaştı. Meğer soluduğum hava ne kadar yoğun ne kadar da sıcakmış.
Ne istedik hayattan ya?
Biz bunları hakedecek ne yaptık?
Neden hiçbir istediğim şey ilk denememde olmuyor?
Neden hep karşıma bir sürü engel çıkıyor?
Azıcık mutluluk ya azıcık. Ucundan. Ara sıra,40 yılda bir. Çok mu?
Bilmiyorum.
Nasıl bir sınav bu, neyle sınanıyoruz, bilmiyorum.
Hep içimde bir umutsuzluk.
Hep bir mutsuzluk.
Hep bir "nasılsa olmayacak"
Hep bir nasipsizlik, kısmetsizlik.
Ben artık yoruldum.
Hesaplaşmaya da gücüm yok.
Ama resmen çöktüm. Oturdum kaldım öylece. Nasıl bir bezginlik var içimde,nasıl kavruluyorum.
Gözkapaklarım ne kadar ağırlaştı. Meğer soluduğum hava ne kadar yoğun ne kadar da sıcakmış.
Ne istedik hayattan ya?
Biz bunları hakedecek ne yaptık?
Neden hiçbir istediğim şey ilk denememde olmuyor?
Neden hep karşıma bir sürü engel çıkıyor?
Azıcık mutluluk ya azıcık. Ucundan. Ara sıra,40 yılda bir. Çok mu?
Bilmiyorum.
Nasıl bir sınav bu, neyle sınanıyoruz, bilmiyorum.
Hep içimde bir umutsuzluk.
Hep bir mutsuzluk.
Hep bir "nasılsa olmayacak"
Hep bir nasipsizlik, kısmetsizlik.
Ben artık yoruldum.
Hesaplaşmaya da gücüm yok.
4 Ağustos 2015 Salı
Yolumu Çizmek İçin Tek Şansım
Merhaba blog.
Ben Ygs-Lys'ye hazırlanan bir garip öğrenci olarak çok korkuyorum. Çevremde çok çalışıp istediği yeri kazanamayanları görmek, günde taş çatlasa 100 soru çözebilen bünyeme ağır geliyor.
Bazen tıp kazanamazsam ölürüm herhalde diye düşünürken, bazen de kazanamazsam özgurleşirim, istediğim türde bir bölümü yazar, iyi bir üniversite kazanır, dil öğrenir, uluslararası bir firmada çalışırım, hayatımı yaşarım diye düşünüyorum.
Bir de şu elalem ne der korkusu var tabi. 4 yıldır "fen lisesinde okuyorum" deyince büyüyen kem gözler var. Beklenti çok büyük. Yarış, rekabet, hırs... Midem bulanıyor. Yetişkin insalar ama bir türlü yetişmemişler.
Aslında bende özgüven eksikliği var. Bunu tamir etmeye çalışıyorum. Özgüvenim olmazsa hep başarısız olmaya mahkumum çünkü. Bir sürü örnek var önümde. Çalışma hayatında, insan ilişkilerinde en önemli faktör özgüven.
Film izlemeye doyamıyorum. Internette çok vakit kaybediyorum. Vicdan azabi duyuyorum.
Yolumu çizmek için tek şansım. Atacağım bir adımla bütün hayatım değişecek. Ben belirleyeceğim bunu. Hakkımda hayırlısı olsun.
Dün izlediğim bir hint filminde şöyle bir replik geçiyordu:
"Hayatta yürümek, koşmak ve hatta düşmek istiyorum,ama kesinlikle durmak değil. "
Insallah bir sonraki yazımda "Sınavı ben kazandım, başardım" gibi şeyler yazarım. Lütfen bana dua edin.
Sağlıcakla.
Ben Ygs-Lys'ye hazırlanan bir garip öğrenci olarak çok korkuyorum. Çevremde çok çalışıp istediği yeri kazanamayanları görmek, günde taş çatlasa 100 soru çözebilen bünyeme ağır geliyor.
Bazen tıp kazanamazsam ölürüm herhalde diye düşünürken, bazen de kazanamazsam özgurleşirim, istediğim türde bir bölümü yazar, iyi bir üniversite kazanır, dil öğrenir, uluslararası bir firmada çalışırım, hayatımı yaşarım diye düşünüyorum.
Bir de şu elalem ne der korkusu var tabi. 4 yıldır "fen lisesinde okuyorum" deyince büyüyen kem gözler var. Beklenti çok büyük. Yarış, rekabet, hırs... Midem bulanıyor. Yetişkin insalar ama bir türlü yetişmemişler.
Aslında bende özgüven eksikliği var. Bunu tamir etmeye çalışıyorum. Özgüvenim olmazsa hep başarısız olmaya mahkumum çünkü. Bir sürü örnek var önümde. Çalışma hayatında, insan ilişkilerinde en önemli faktör özgüven.
Film izlemeye doyamıyorum. Internette çok vakit kaybediyorum. Vicdan azabi duyuyorum.
Yolumu çizmek için tek şansım. Atacağım bir adımla bütün hayatım değişecek. Ben belirleyeceğim bunu. Hakkımda hayırlısı olsun.
Dün izlediğim bir hint filminde şöyle bir replik geçiyordu:
"Hayatta yürümek, koşmak ve hatta düşmek istiyorum,ama kesinlikle durmak değil. "
Insallah bir sonraki yazımda "Sınavı ben kazandım, başardım" gibi şeyler yazarım. Lütfen bana dua edin.
Sağlıcakla.
10 Haziran 2015 Çarşamba
Aashiqui 2
Shraddha Kapoor'u takibe aldığımdan bir önceki yazıda bahsetmiştim. Ben bir filmi çok beğendiğimde,filmde oynayan oyuncuların diğer filmlerini de izleyen birisiyimdir. Dolayısıyla hemen Shraddha Kapoor'un diğer filmlerini de izlemeye başladım.
Aashiqui 2'nin konusuna gelecek olursak;çok ünlü bir şarkıcı RJ (yani Rahul Jayker) alkol batağına saplanmış,artık albüm üretmeyen,partilerden,gösterilerden kaçan böylelikle hızlı bir düşüşe geçmiş bir stardır. Bir gün uzun bir aradan sonra küçük bir şehirde konser verir. Ancak işler yolunda gitmez ve bir kavgaya karışır. Daha sonra bir bara gitmek ister,ancak kapalıdır. Bu sefer daha küçük bir yer bulmak için yola çıkar ve kaza geçirir. Bir kadına çarpar ve kadın yiyeceklerini düşürür. Girdiği barda yine aynı kadınla karşılaşan Rahul,kendi şarkısını kendisinden daha güzel söyleyen bu kadını star yapmayı amaç edinir.
Aashiqui 2'nin konusuna gelecek olursak;çok ünlü bir şarkıcı RJ (yani Rahul Jayker) alkol batağına saplanmış,artık albüm üretmeyen,partilerden,gösterilerden kaçan böylelikle hızlı bir düşüşe geçmiş bir stardır. Bir gün uzun bir aradan sonra küçük bir şehirde konser verir. Ancak işler yolunda gitmez ve bir kavgaya karışır. Daha sonra bir bara gitmek ister,ancak kapalıdır. Bu sefer daha küçük bir yer bulmak için yola çıkar ve kaza geçirir. Bir kadına çarpar ve kadın yiyeceklerini düşürür. Girdiği barda yine aynı kadınla karşılaşan Rahul,kendi şarkısını kendisinden daha güzel söyleyen bu kadını star yapmayı amaç edinir.
Ne yazık ki ben beğenemedim bu filmi. İzlerken çok sıkıldım. Oyunculuklar harikaydı kesinlikle. Shraddha'nın sesi garip geldi bana sanırım seslendirme yapılmış,çok rahatsız etti beni. Filmi şarkı,müzik üzerine kurulu ve ben filmin müziklerini gerçekten hiç ama hiç beğenmedim. Film 2 saat boyunca hep aynı hikaye üzerinden gitti. E haliyle bu da filmi sıkıcı hale getirdi benim için.Çok romantik sahneler vardı,Rahul'un önce seslenip sonra "yok bir şey" deyip derin derin bakması...Kapının ardından ellerini koymaları...Ama yine de bu filmi benim için kurtaramadı.
8 Haziran 2015 Pazartesi
EK VILLAIN
Çok uzun bir süreden sonra yeni bir film yazısıyla karşınızdayım.
Son zamanlarda izlediğim filmler arasında en beğendiğim film Ek Villain oldu efendim.
Çok sorguladım aslında kendimi,neydi bana bu filmi bu kadar sevdiren? (Çünkü,filmi izleyeli yaklaşık 1 ay oluyor ancak her gün filmin müziklerini dinliyorum ve replikler,bazı sahneler aklımdan gitmiyor.)
Tamam ben biraz ayarsız biriyim,ortam yoktur. Taktım mı bir şeye,kurtulamam. Ama konu bu değil. Her insan sevdiği herhangi bir şeyde kendini bulur. Hayallerini,ideallerini,yaşadıklarını veya hayatına girmiş-çıkmış- kimseleri.
İşte ben bu filmde kendimi gördüm. Korkularımı,hayallerimi ve bazı anılarımı.
Neyse konuyu çok dağıttım :D Hemen asıl konuya dönüyorum.
Filmde 2 psikopatın aşk hikayeleri var. Guru ve Rakesh.
Guru Rakesh yüzünden eşini(Aishya) kaybediyor. Rakesh ise sevdiği kadını korumak için başka kadınları öldürüyor.
Biraz daha derine inersek, Guru küçükken, ailesi gözlerinin önünde katlediliyor. Daha sonra Guru intikamını alıyor tabii. Ama bu onu rahatlatmıyor. Aishya ise ölümcül bir hastalığa sahip. Son günlerini bir "parti" gibi yaşamak istiyor. Bu yüzden bir defter tutmakta,yaptıklarını ve yapmak istediklerini yazıyor.Bir gün karakolda Guru'yla karşılaşıyor ve diyor ki "aradığım ek villain (kötü adam) bu!" Daha sonra ondan yapmak istediği bir iş için yardım istiyor. Tımarhanedeki yaşlıları kurtarıp evlendiriyorlar.Sonra Guru diyor ki "oh sonunda bir huzur buldum bee" böylece birbirine doğru akan iki nehir kavuşmuş oluyor.
Gelelim Rakesh ve Sulo'sunun hikayesine. Rakesh orta halli,işini düzgünce yapan ve bu yüzden çok parlak olmayan bir memurdur. Çok parası olmadığı için de Sulo'yla sürekli tartışırlar. Oğulları bundan kötü etkilenir. Rakesh gün geçtikçe daha da cazgırlaşan Sulo'yu öldürmemek için başka kadınları öldürmeye başlar.
Son zamanlarda izlediğim filmler arasında en beğendiğim film Ek Villain oldu efendim.
Çok sorguladım aslında kendimi,neydi bana bu filmi bu kadar sevdiren? (Çünkü,filmi izleyeli yaklaşık 1 ay oluyor ancak her gün filmin müziklerini dinliyorum ve replikler,bazı sahneler aklımdan gitmiyor.)
Tamam ben biraz ayarsız biriyim,ortam yoktur. Taktım mı bir şeye,kurtulamam. Ama konu bu değil. Her insan sevdiği herhangi bir şeyde kendini bulur. Hayallerini,ideallerini,yaşadıklarını veya hayatına girmiş-çıkmış- kimseleri.
İşte ben bu filmde kendimi gördüm. Korkularımı,hayallerimi ve bazı anılarımı.
Neyse konuyu çok dağıttım :D Hemen asıl konuya dönüyorum.
Filmde 2 psikopatın aşk hikayeleri var. Guru ve Rakesh.
Guru Rakesh yüzünden eşini(Aishya) kaybediyor. Rakesh ise sevdiği kadını korumak için başka kadınları öldürüyor.
Biraz daha derine inersek, Guru küçükken, ailesi gözlerinin önünde katlediliyor. Daha sonra Guru intikamını alıyor tabii. Ama bu onu rahatlatmıyor. Aishya ise ölümcül bir hastalığa sahip. Son günlerini bir "parti" gibi yaşamak istiyor. Bu yüzden bir defter tutmakta,yaptıklarını ve yapmak istediklerini yazıyor.Bir gün karakolda Guru'yla karşılaşıyor ve diyor ki "aradığım ek villain (kötü adam) bu!" Daha sonra ondan yapmak istediği bir iş için yardım istiyor. Tımarhanedeki yaşlıları kurtarıp evlendiriyorlar.Sonra Guru diyor ki "oh sonunda bir huzur buldum bee" böylece birbirine doğru akan iki nehir kavuşmuş oluyor.
Gelelim Rakesh ve Sulo'sunun hikayesine. Rakesh orta halli,işini düzgünce yapan ve bu yüzden çok parlak olmayan bir memurdur. Çok parası olmadığı için de Sulo'yla sürekli tartışırlar. Oğulları bundan kötü etkilenir. Rakesh gün geçtikçe daha da cazgırlaşan Sulo'yu öldürmemek için başka kadınları öldürmeye başlar.
Rakesh
Tavsiye ediyor muyum?
Evet. Bence film listenizde bulunmalı,hatta hemen izlemelisiniz. Klasik bir aşk filmi gibi gelebilir,bir kore filminden uyarlama olduğu için konusuna aşina olabilirsiniz ama emin olun gayet güzel bir film.
Buradan sonrası bol spoiler içerir.
Siddhart Malhotra (Guru) bence çok tutuk oynamış. Rolünün de bunda etkisi var tabi yine de bana sırf yakışıklı olduğu için rolü kapmış gibi geldi.Ama rolüne çok yakışmıştı tip olarak orası ayrı.
Sharaddha Kapoor süper oynamış.Bayıldım! Hemen aldım takibe. Zaten çok güzel bir kadın,aynı zamanda yetenekli,rolüne de çok yakışmış. E daha nolsun? Makyajı,kıyafetleri de çok güzeldi.Ben zaten sari ve hindistanın kültürel kıyafetlerini çok beğeniyorum. Aishya'nın karakterine çok uygun bir şekilde giydirilmesi güzel bir detaydı.
Rakesh,gerçekten çok etkileyici bit performansı,Sahiba da öyle.
Filmin müzikleri...Ah o şarkılar...Ah o şarkıların anlamları...Yazıyı yazarken bile müzikleri dinliyorum. Banjaara,Galliyan ve Zaroorat. Galliyan'ı aynı zamanda Sharaddha da söylüyor. Canlı performansını izledim. Hiç güzel değildi.
Guru'nun hastaneden dönerken Aishya'yı kucağında taşıması,ameliyattayken gidip dua etmesi beni çok etkiledi.
Son sahnede Guru'nun gülümsemesi ve"to save a life" maddesinin üstünü çizmesi biraz olsun yüreğimi ferahlattı
Keşke tavus kuşlarının dansını görebilseydi.
Sahildeki anlarına bayıldım.
Sulo'nun tam sevdiğini söyleyecekken hemşirenin bölmesi çok sinir bozucuydu.
Kısaca her sahnesine özendim :D
...
"Karanlık,karanlıkta son bulmaz. Sadece aydınlık onu yok edebilir.Nefret,nefreti yok edemez sadece aşk onu yok edebilir."
"Başkasının acısını paylaşmazsak,kendi acılarımızı dindiremeyiz."
*Bu Filmi Neden Bu kadar çok sevdim?
Çünkü Aishya benim dışarıdan görünen kimliğim. Kurtulmak istediğim,kaçamadığım. İçimde ise bir Guru var,hiç belli etmediğim.
7 Mayıs 2015 Perşembe
Pardon,Kalbinizi Düşürmüşsünüz.
Bazen insanlar beni çok şaşırtıyorlar.
Evinde ne gibi bir sorun yaşıyor ki böyle bir şey yapabiliyor diye düşünsem de bu düşünce bir insanın başka bir kişiyi üzmek, kırmak,moralini bozmak ne bileyim sinirlendirmek için türlü hesaplar içine girmesine bir mazeret değil ne yazık ki.
Nasıl bir insan bir başkasının bir zayıf noktasını bulmaya çalışabilir?
Hadi diyelim sorunları vardır(ki bu sadece bir tahmin,zevk için yapan hastalar da var tabii) Hiç düşünemiyor mu belki de ben bu kötülüğü yapmaktan vazgeçersem sorunlarım da düzelir, belki de bu sorunlar benim kötülüğümün bir karşılığıdır diye?
Ben sadece Allah`a havale ediyorum. Masum,zararsız bir insanın kötülüğünü isteyenlerin cezasini en iyi o verir.
Bir de böyle insanlar öğretmen olmuyor mu! Evet,öğretmenlerle ilgili bugüne kadar hep sorun yaşadım ki iyi bir öğrenci olmama ve hatta fen lisesinde okumama rağmen ,ne yazık ki en kaliteli okullarda bile böyle iğrenç öğretmen-idareci bulunuyor. Ego ya da kompleks ne derseniz diyin özellikle böyle okullardaki öğretmenler öğrencilerine daha kötü davranıyor.
Ama bu öğretmenlerin unuttuğu bir şey var,o okul senin sayede değil orayi seçen basarili öğrenciler sayesinde iyi bir okul oluyor.
Bir öğretmenin egoist,kompleksi veya başka kişilik bozukluklarının olması beni ürkütüyor,ve atanacak öğretmenlerin aile hayatlarının,psikolojilerinin,toplum içindeki davranışlarının uzman kişiler tarafından gözlemlendikten sonra atanması gerektiğini ve bu kontrollerin sık sık yapılması gerektiğini düşünüyor bu tür insanların öğretmen olsun olmasın hak ettiklerini bulmalarını dileyerek yazımı sonlandırıyorum.
1 Mayıs 2015 Cuma
Buldumcuk Olmak
Merhaba!
Artık sınırsız interneti olan bir blogger olarak karşınızdayım.
Sınavlarım olmasına rağmen ben hala internetteyim ve do-ya-mı-yo-rum!
Güya dizi izlemeyecektim. Bir bakıma da başardım sayılır. Eskiden izlediğim dizileri, filmleri tekrardan atlata atlata izliyorum. :D
Acaba bu yazıyı bir yıl sonra okuduğumda kendime çok kızar mıyım? (Seneye ygs-lys ye gireceğim bu arada)
Şu sınavları bir atlatayım daha sık bloga uğramayı düşünüyorum.
Resimli yazılar paylaşmayı çok istesem de ne yazık ki kısıtlı sürede istediğim gibi bir resim bulamıyorum.
Kendinize iyi bakın ve bana lütfen şans dileyin! :)
Ara sıra yazılarıma yorum geldiğinde çok mutlu oluyorum. Yorumlarınızı eksik etmeyin lütfen. Benim de istediğim gibi özenle hazırladığım yazılarım olacak... Hele bir üniversiteyi kazanayım... :)
Artık sınırsız interneti olan bir blogger olarak karşınızdayım.
Sınavlarım olmasına rağmen ben hala internetteyim ve do-ya-mı-yo-rum!
Güya dizi izlemeyecektim. Bir bakıma da başardım sayılır. Eskiden izlediğim dizileri, filmleri tekrardan atlata atlata izliyorum. :D
Acaba bu yazıyı bir yıl sonra okuduğumda kendime çok kızar mıyım? (Seneye ygs-lys ye gireceğim bu arada)
Şu sınavları bir atlatayım daha sık bloga uğramayı düşünüyorum.
Resimli yazılar paylaşmayı çok istesem de ne yazık ki kısıtlı sürede istediğim gibi bir resim bulamıyorum.
Kendinize iyi bakın ve bana lütfen şans dileyin! :)
Ara sıra yazılarıma yorum geldiğinde çok mutlu oluyorum. Yorumlarınızı eksik etmeyin lütfen. Benim de istediğim gibi özenle hazırladığım yazılarım olacak... Hele bir üniversiteyi kazanayım... :)
7 Nisan 2015 Salı
Dunyanin Farkli Yerlerinden Hayatlarin Karsilasmasi
Gecen gun bir voleybol macindaydim.Fransa Sirbistan maci.Izlerken kah heyecanlandim kah sinirlendim ama mac boyunca dusundugum sey farkliydi.
Dusunsenize, orda bulunan her gencin farkli farkli hayatlari var.Inanclari, kulturleri, dilleri hepsi farkli.Belki de kazanan burdan cikip ulkesine dondugunde otantik, Ortacagdan kalma bir "taverna" ya da her neyse işte bir "bar"da kutlayacak bunu.Belki de iclerinden birinin daha konusmaya cesaret edemedigi, hoslandigi bir kiz vardir ve bu aksam ona bir mesaj atmayi dusunuyordur.Sinavlari vardir belki de.Acaba okullari,okul hayatlari nasildir? Bizim memleketimizde oldugu gibi voleybola bir B plani olacak bir meslek edinmek icin universiteye gidiyordur veya kazanmaya calisiyordur belki de. (gerci avrupada universite "kazanmak" diye bir seyin olmadigini duymustum, burdaki gibi bir rekabet sozkonusu degilmis)
Evleri nasıldır acaba? Belki de fransiz oyuncuların evleri iki katlidir, soguk bir renktedir, sirp oyuncularin evleri yemyeşil daglara bakıyordur....
Yolculuklari sirasinda kim bilir neler gormuslerdir? Fransadan gelenler kiliselerin, kocaman binalarin arasindan belki de renault marka arabayla havaalanina gitmislerdir. Sirbistandan gelen oyuncular bir irmagin ustune kurulmus tas koprunun üstünden geçmişlerdir...
Öyle ya da böyle, birbirinden çok farklı hayatlar bir voleybol maçında bir diğer hayattan habersiz ve belki de benim haricimde diğeri için en ufak bir merak duymayarak bir araya geldi.
Çok isterdim her birinin hayat hikayesini öğrenmeyi. Bir an için gündelik hayatlarindan bir kesiti mesela basimi cama yasladigimda onlarin penceresindeki manzarayi görmeyi COK ISTERDIM...
*telefondan yazıyorum hala... :)
Dusunsenize, orda bulunan her gencin farkli farkli hayatlari var.Inanclari, kulturleri, dilleri hepsi farkli.Belki de kazanan burdan cikip ulkesine dondugunde otantik, Ortacagdan kalma bir "taverna" ya da her neyse işte bir "bar"da kutlayacak bunu.Belki de iclerinden birinin daha konusmaya cesaret edemedigi, hoslandigi bir kiz vardir ve bu aksam ona bir mesaj atmayi dusunuyordur.Sinavlari vardir belki de.Acaba okullari,okul hayatlari nasildir? Bizim memleketimizde oldugu gibi voleybola bir B plani olacak bir meslek edinmek icin universiteye gidiyordur veya kazanmaya calisiyordur belki de. (gerci avrupada universite "kazanmak" diye bir seyin olmadigini duymustum, burdaki gibi bir rekabet sozkonusu degilmis)
Evleri nasıldır acaba? Belki de fransiz oyuncuların evleri iki katlidir, soguk bir renktedir, sirp oyuncularin evleri yemyeşil daglara bakıyordur....
Yolculuklari sirasinda kim bilir neler gormuslerdir? Fransadan gelenler kiliselerin, kocaman binalarin arasindan belki de renault marka arabayla havaalanina gitmislerdir. Sirbistandan gelen oyuncular bir irmagin ustune kurulmus tas koprunun üstünden geçmişlerdir...
Öyle ya da böyle, birbirinden çok farklı hayatlar bir voleybol maçında bir diğer hayattan habersiz ve belki de benim haricimde diğeri için en ufak bir merak duymayarak bir araya geldi.
Çok isterdim her birinin hayat hikayesini öğrenmeyi. Bir an için gündelik hayatlarindan bir kesiti mesela basimi cama yasladigimda onlarin penceresindeki manzarayi görmeyi COK ISTERDIM...
*telefondan yazıyorum hala... :)
19 Mart 2015 Perşembe
Kanserli Kentler
Teomandan esinlenerek kanserli kentler koydum yazimin adini cunku gercekten de suan yasamak istediğim ve yaşadığım hayata çok uygun bir başlık oldu.
Gitmek istiyorum!
insanlardan uzak, yeşili bol olan bir dağda yaşamak istiyorum.
Istedigim saatte uyanabilmek istiyorum.
kocaman binalara sıkışıp kalacagima, basit ve hatta ilkel bir yaşam sürmek istiyorum.Bir at, birkaç köpek ve ahşap bir ev...
Kalabalıklarin sahteliginden bunaldim.Surekli bir kosturmaca, daha iyisi, daha yenisi, daha hizlisi bla bla biktim artik tum bunlardan.
Sadece kendimi dusunmek istiyorum, topraga yakin olmak, gunese, suya...
Rahat olmak istiyorum, huzurlu olmak
Kim ne der nasil dusunur kafasindan kurtulmak istiyorum
Mutlu olmak istiyorum
Daha az insan olsun etrafimda daha cok gunes su ve toprak
Ben yalnızım zaten en azından bunu degistirme alternatifim olmasin istiyorum; bunu bir basarisizlik olarak gormeyi degil de yapacak baska bir sey yok diyebilmek istiyorum
Gitmek istiyorum tek başıma, sadece bir atın iki köpeğin bir sürü agacin bir ırmağın ve güneşin her zaman oldugu bir yere...
Gitmek istiyorum!
insanlardan uzak, yeşili bol olan bir dağda yaşamak istiyorum.
Istedigim saatte uyanabilmek istiyorum.
kocaman binalara sıkışıp kalacagima, basit ve hatta ilkel bir yaşam sürmek istiyorum.Bir at, birkaç köpek ve ahşap bir ev...
Kalabalıklarin sahteliginden bunaldim.Surekli bir kosturmaca, daha iyisi, daha yenisi, daha hizlisi bla bla biktim artik tum bunlardan.
Sadece kendimi dusunmek istiyorum, topraga yakin olmak, gunese, suya...
Rahat olmak istiyorum, huzurlu olmak
Kim ne der nasil dusunur kafasindan kurtulmak istiyorum
Mutlu olmak istiyorum
Daha az insan olsun etrafimda daha cok gunes su ve toprak
Ben yalnızım zaten en azından bunu degistirme alternatifim olmasin istiyorum; bunu bir basarisizlik olarak gormeyi degil de yapacak baska bir sey yok diyebilmek istiyorum
Gitmek istiyorum tek başıma, sadece bir atın iki köpeğin bir sürü agacin bir ırmağın ve güneşin her zaman oldugu bir yere...
15 Mart 2015 Pazar
YGS 2015
Merhaba! :))
Bugun kimi insanlar icin bir dönüm noktası kimi insanlar için de normal bir gundu. Dunden beri dua ediyorum tum ust donemlerime :) ilk basta bana gecmiste cok kötülük yapmis olanlari ayirsam da duamdan, biraz empati yapinca hakeden kazansina geri dondum tabii:)
Bazen diyorum ki keske bu yıl giren ben olsaydim cünkü gelecek yili dusundukce icim karariyor :( hemen kurtulurdum ne güzel.Ama yapacak bir sey yok her sey basamak basamak,hayat öyle bir şey ki o basamakları atlayamazsin tek tek çıkmak zorundasin.Hizli cikmak yavas cikmak gerilemek dusmek veya birinin elinden tutarak cikmak hepsi senin elinde :)
Konuyu cok dağıtmazsaak;inşallah hakedenlerin başarili olacagi bir sınav olmustur.Olan oldu artik iyi de geçse kötü de geçse onunuzdeki LYS sinavina odaklanin ve bu sinavi unutun :)
*Sinavi kotu gecenler icin birazicik motivasyon:bizim okula ne mezun abiler ablalar geldi ygsde 10.000- 15.000 siralama yapip LYS de ilk 1.000e giren, sıkmayın canınızı çalışmayı da bırakmayin :)
*Bu da kore dizisi filmi izleyen;kore seven; koreyle ilgilenen arkadaşlarımız için gelsin:
Fightingg!! :)
Bugun kimi insanlar icin bir dönüm noktası kimi insanlar için de normal bir gundu. Dunden beri dua ediyorum tum ust donemlerime :) ilk basta bana gecmiste cok kötülük yapmis olanlari ayirsam da duamdan, biraz empati yapinca hakeden kazansina geri dondum tabii:)
Bazen diyorum ki keske bu yıl giren ben olsaydim cünkü gelecek yili dusundukce icim karariyor :( hemen kurtulurdum ne güzel.Ama yapacak bir sey yok her sey basamak basamak,hayat öyle bir şey ki o basamakları atlayamazsin tek tek çıkmak zorundasin.Hizli cikmak yavas cikmak gerilemek dusmek veya birinin elinden tutarak cikmak hepsi senin elinde :)
Konuyu cok dağıtmazsaak;inşallah hakedenlerin başarili olacagi bir sınav olmustur.Olan oldu artik iyi de geçse kötü de geçse onunuzdeki LYS sinavina odaklanin ve bu sinavi unutun :)
*Sinavi kotu gecenler icin birazicik motivasyon:bizim okula ne mezun abiler ablalar geldi ygsde 10.000- 15.000 siralama yapip LYS de ilk 1.000e giren, sıkmayın canınızı çalışmayı da bırakmayin :)
*Bu da kore dizisi filmi izleyen;kore seven; koreyle ilgilenen arkadaşlarımız için gelsin:
Fightingg!! :)
2 Mart 2015 Pazartesi
Zamanın Ötesinden Sesleniyorum
Yıllaaar önce açtığım bu blogu cok ihmal ettigimi biliyorum.Yazmadigim süre zarfında hep yazmak isteyerek geçti günlerim.
O kadar çok şey değişti ki hayatımda artık ben bile şaşırmıyorum.
İnternetim yok, ygs lys'ye hazırlanıyorum diye(telefondan baglaniyorum). İnşallah seneye girip kazandiğımda interneti tekrardan bağlatacağız.şuan telefondan giriyorum ve bundan sonra arada güncelleme yapabilirim.
NOT:bloga post girmesem de blog dunyasini hep takip ettim.sevdiğim blooggerlarin teker teker bir veda yazisi bile yazmadan gitmiş olmalari beni cok üzdü.
Dönmek istiyorum diyerek kapatiyorum bu konuyu.Beni takip ediin! :)
O kadar çok şey değişti ki hayatımda artık ben bile şaşırmıyorum.
İnternetim yok, ygs lys'ye hazırlanıyorum diye(telefondan baglaniyorum). İnşallah seneye girip kazandiğımda interneti tekrardan bağlatacağız.şuan telefondan giriyorum ve bundan sonra arada güncelleme yapabilirim.
NOT:bloga post girmesem de blog dunyasini hep takip ettim.sevdiğim blooggerlarin teker teker bir veda yazisi bile yazmadan gitmiş olmalari beni cok üzdü.
Dönmek istiyorum diyerek kapatiyorum bu konuyu.Beni takip ediin! :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


